Ana Sayfa » Yumurtalık »

Over Torsiyonu

Pek çok kişi kendisine ya da bir yakınına ağrı ile gittiği acil serviste muayene eden jinekolog tarafından yumurtalık dönmesinden (over torsiyonu) şüphe edildiği söylendiğinde büyük bir şaşkınlık ile daha önce hiç böyle birşey duymadığını belirtir ve çoğu zaman tanıdan kuşku duyar.

Over torsiyonu kadınlardaki şiddetli karın ve kasık ağrılarının nadir görülen ancak çok önemli bir nedenidir. Klinik bulgular, çoğu zaman sadece over torsiyonunda karşılaşılan durumlar olmadığından tanıda gecikilmesi çok ciddi ve istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Jinekolojik acil durumlar arasında bulunan over torsiyonu (yumurtalık dönmesi) nadir görülen bir durumdur ve cerrahi müdahale gerektiren jinekolojik acil durumlar arasında 5. sırada yer alır.

Over torsiyonu nedir?
Yumurtalıklar normalde bir ucu karın yan duvarına diğer ucu ise serbest halde dururlar. Bu bağ içerisinden kan damarları geçer. Eğer yumuratlık herhangi bir şekilde bu bağ etrafında döner ise kan akımında azalma olur ya da akım tamamen durabilir. İşte bu durum over torsiyonu olarak adlandırılır.

Genelde kist ya da başka bir sebebe bağlı olarak büyümüş olan yumurtalıklarda ortaya çıkar ancak çok nadiren tüp ve etrafındaki dokularda aşırı bir spazm ya da aşırı genişlemiş yani varisleşmiş damarlara bağlı olarak normal boyutlardaki yumurtalıklarda da görülebilmektedir. Tüplerin aşırı uzun olması gibi bazı doğuştan gelen nedenler de torsiyona yol açabilmektedir. Over torsiyonu hemen her zaman tek taraflıdır ve daha çok sağda görülür.

Görülme sıklığı
Over torsiyonu cerrahi girişim gerektiren tüm jinekolojik acil durumlar arasında 5. sırada yer alır. En sık karşılaşılan nedenler kanamalı dış gebelik, korpus luteum kanaması ve pelvik enfeksiyonlar ile birlikte değerlendirildiğinde acil durumların yaklaşık % 2.7'si over torsiyonu nedeniyledir.

Her yaştaki kadında görülebilmekle birlikte olguların %70-75'i otuz yaşın altındadır. Bununla birlikte rapor edilen over torsiyonlarının %20'si gebe kadınlarda ortaya çıkmaktadır.

Nedenleri
Over tosiyonun nedenini saptamak her zaman mümkün değildir ancak normalden büyük, ağır ve hareketli bir yumurtalık olması temel risk faktörüdür. En büyük risk grubunu yumurtalıklardaki dermoid kistler oluşturmaktadır. İçinde yağ, saç, diş gibi pekçok madde bulunan bu kistler oldukça ağırdırlar ve yumurtalıklarda aşırı hareketliliğe neden olabilirler. Over torsiyonu olgularının %51-80'ninde neden dermoid kisttir.Öte yandan yardımcı üreme tekniklerinde yumurtalıkların uyarılması sonucu da benzer bir durum ortaya çıkar ve bu durum da over torsiyonu açısından risk oluşturur. Bir diğer risk faktörü de gebeliktir.gebelik sırasında büyüyen yumurtalıkların kendi etraflarında dönme olasılığı artar. Daha nadir görülmekle birlikte yumurtalık tümörleri de bu duruma neden olabilir.

Belirtileri
Over tosiyonunun tipik belirtisi ani başlayan şiddetli karın ağrısıdır. Yumurtalık kendi etrafında döndüğünde yumurtalığa olan kan akımı azalacağından dokular oksijensi kalır ve kısmi bir iskemi durumu ortaya çıkar. Bu durum devam ettiğinde hem ağrının şiddeti artar hem de yumurtalık uzun üsre oksijensiz kalacağından kangrene doğru bir gidiş olur. Bazı durumlarda tam bir torsiyon olmaz. Yumurtalık hafifçe kendi etrafında döner ancak daha sonra kendiliğinden eski durumunu alır. Böyle bir durumda zaman zaman gelen ve kendiliğinden geçen çok şiddetli karın ağrısı görülür. Bu durum semi torsiyon olarak adlandırılır.

Tanı
Over torsiyonunda tanı genelde hastanın muayenesi ve ağrının şiddeti ile klinik olarak kuşkulanılır. Over torsiyonunda hastanın ağrısı tipiktir. Ayırıcı tanıda akut apandisitten, dış gebeliğe kadar pekçok durum dikkate alınmalıdır.

Ultrasonografide normalden büyük, kistik bir yumurtalık görülmesi önemlidir.

Doppler ultrasonografi bulguları dolaşımın etkilenme derecesine ve torisyonun süresine bağlıdır. En ileri formunda dopplerde hiç kan akımı izlenemez.

Over torsiyonun kesin tanısı laparoskopi ile direkt gözlenerek konur.

Tedavi
Over tosiyonun tedavisi cerrahidir. Dönmüş olan yumurtalık laparoskopi ile eski normal haline çevrilir. Operasyona kadar ağrıyı kontrol etmek için ağrı kesiciler kullanılabilir.

Erken dönemde fark edilip ameliyat alındığında kalıcı hasar olmaz. Ancak ihmal edilmiş ya da geç kalınmış olgularda kan akımı uzun süre kesildiğinde over dokusunda nekroz meydana gelir. Yani buu dokular canlılığını kaybeder. Böyle bir durumda yumurtalığın alınması gerekir.

Over torsiyonu engellemek için ne yazik ki alınabilecek bir önlem yoktur. tek yapılabilecek olan dermoid kist tanısı konduğunda zaman kaybetmeden kistin çıkartılmasıdır.

Polikistik Over

Polikistik over sendromu ( poli cyctic ovary  -PCO ) düzenli yumurtlamanın olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan genellikle adet gecikmeleri, tüylenmede artış,ciltte yağlanma,sivilce-akne oluşumu, kilo alımı,şişmanlık, gebe kalamama gibi farklı belirtilerle  görülen bir belirti topluluğudur.

Polikistik over hastalığı genç kızlarda ve üreme çağındaki kadınların %3 ile 5'ini etkileyen yaygın bir tablodur. İlk kez 1935 yılında Stein Leventhal tarafından tanımlanan bu sendromun günümüzde hala daha nedeni tam anlamı ile bilinmemekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.Bu hastalığı tanımlamada kullanılan  polikistik over  ifadesi yumurtalığın içinde az gelişmiş ya da gelişmemiş yumurta hücrelerinin( ki bu hücreler folikül kisti olarak tanımlanır) yumurtalık cidarında çok sayıda milimetrik ebadlarda  dizili olarak  durmasından kaynaklanmaktadır.Çünkü yunancada poli'nin türkçe karşılığı çok sayıda demektir.

Olayın esas nedeni normal sağlıklı kadında her ay düzenli olarak meydana gelmesi gereken yumurtlama (ovulasyon ) fonksiyonunun  tamamlanamamış  olmasıdır.Polikistik overde yumurtalıklardan birinde yumurtlamayı sağlamak amacıyla folikül (yumurta hücresini barındıran kese) gelişiminin başladığı aşamanın herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda folikül gelişip çatlayacağı yere burada milimetrik çapta bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her adet döngüsünde tekrarladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar. Yumurtlama her iki yumurtalıkta da olan bir olay olduğundan belli bir süre sonra her iki yumurtalıkta birden bu milimetrik kistlerin sayısı artar.Folikül gelişimi yumurtalıkların yüzeye yakın kısmında olduğundan her adet döneminde giderek  sayısı artan bu az gelişmiş  foliküller yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler.Yapılan ultrasonografik incelemede   yumurtalık dokusunun dış yüzeyine yakın dizilmiş siyah boşluklar tipik olarak tespih tanesi gibi görülür.

Polikistik Over (PCO,PKO) Ne Sıklıkla Görülmektedir?
Çeşitli araştırmalar kadınlığın aktif döneminde (doğurganlık süresince) yumurtalıklarda en sık rastlanan rahatsızlığın PCO olduğunu göstermiştir. Büyük bir çalışma sonucu PCO, kadınların %23’ünde bulunmuştur. Siklüslerinde ovülasyon görülmeyen (anovülasyon) kadınların hemen hemen yarısında PCO bulunmuş ve kısırlık muayenelerinde kadınların %75’i kadarında multifoliküler veya polikistik yumurtalıklar gösterilebilmiştir. Yapılan bir çalışma sonucu, çocuğu olabilecek yaşta kadınların %10’unda PCO sendromu bulunmuştur. Aynı araştırma PCO görülen kadınların %35 - 40’ında bir PCO sendromunu gösterebilmiştir. Yapılan diğer  bir araştırmada normal siklüs ve hirsütizmli 46 kadından, beklenmedik bir şekilde, 40 ında PCO bulmuştur. Bu vakalar bir sonografi yapılana kadar idiyopatik (sebebi olmayan) olarak kabullenmişlerdi. Bu çalışmada progesteron gibi hormon analizleri yapılmamıştır. Muhtemelen bu kadınların büyük bir kısmında anovülasyonlu ,yumurtlaması olmayan siklüsler mevcuttur.

Polikistik over neden oluşur ve sebebi nedir?
Polikistik over   kronik anovulasyon yani yumurtlama olmamasıdır.Olayın esas nedeni beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesi olup bir hormonal bozukluktur. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak yumurtalıklardan yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda da yumurtalıklardan erkeklik hormonu üretimi artar.

Diğer pek çok hormonal hastalık gibi bu hastalığında nedeni tam olarak bilinmemektedir.Günümüzde kabul edilen  ortaya çıkış mekanizması kabaca şu şekildedir;  LH'daki artış yumurtalıklarda erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan bu erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşür  ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir.Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç de ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir.

Polikistik overde yumurtlama durakladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar, kist sayısı arttıkça yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeler daha da bozulur ve yumurtlama bozukluğu daha kronik hale gelir, yani bir kısırdöngü oluşur.Bozulmuş folikül sayısı arttıkça bunların olumsuz etkileri de artmaya devam eder ve yumurtlama daha da zorlaşır.

Polikistik Over Sendromu Genetik Olarak Geçer Mi? Irsi Bir Hastalık Mıdır?
Yeni araştırmalar Polikistik Over Sendromlu hastaların bir kısmında sitokrom P450/C17 enziminin yapımı için gerekli genin bozukluğunu göstermiştir Bu enzimin yardımıyla 17α hydroxyprogesteron, androstendion ve testosterona dönüşür. Böyle bir genin bozukluğu durumunda 17α hydroxyprogesteronun serum seviyesi belirli bir ölçüde artar. Bu duruma GnRH agonistleri ile yapılan tedavi sonucunda da rastlanır. 

Bu gen bozukluğu nesilden nesile dominant olarak geçip, bazı ailelerde Polikistik Over Sendromlu sendromunun bilhassa puberteden önce daha sıkça görülmesinin nedenini de açıklar. Yani Polikistik Over Sendromu ırsi geçişli olabilir.Bu gen bozukluğunun derecesi ne kadar fazla olsa, Polikistik Over Sendromlu dan Polikistik Over Sendromlu  geçiş de o kadar artar.
LH reseptörlerinin analizleri göstermiştir ki, Polikistik Over Sendromlu hastaların çoğunda LH’nın aşırı bir reaksiyonuna rastlanır. LH reseptörlerinin kendini belirlemesi için sorumlu olan CYP 11a geninin nukleotid zincir sırası buna sebep olarak gösterilir. Bu zincire iki veya üç sıra halinde rastlanır ve LH reseptörlerinin ekspresyonu sonucu aşırı bir sensitivite gösterir. Polikistik Over Sendromlu sendromlu hastaların %60 ında bu gen bozukluğu bulunur, ve dominant olarak nesilden nesile geçer. Polikistik Over Sendromu ırsi olabilmektedir.
 

Özetle Polisitik Over...
Kadınların aktif cinsel hayatı süresince multifoliküler veya polikistik değişikliklere uğramış yumurtalıklar ovariyumun en sık hastalıklarıdır. Kadının fertilite devresinde %23 oranında rastlanır. Bu değişiklikler “multifoliküler yumurtalıklar”, “polikistik yumurtalıklar”, “polikistik ovarium sendromu” ve “hipertekozis” olarak tasnif edilebilirler. Tanıda sonografi en önemli rolü oynar ve LH, testosteron ile SHBG analizleri daha sonraki sıraları alırlar. Ayırıcı tanı yönünden, multifoliküler yumurtalıkların hormon ve metabolik bozukluklarına yol açmadığının bilinmesi önemlidir. Polikistik ovarium bu kadınlarda genellikle hiperandrojenemiye ve LH seviyesinin artışına rastlanır. Lipid, lipoprotein, glükoz ve insülin metabolizma bozuklukları orta derecededirler.

Adrenal ve/veya ovariyal androjen salgısı polikistik yumurtalıkların ortaya çıkmasına yol açar. Hastada polikistik ovarium  dan  polikistik over sendromuna geçiş sebebi olarak, birçok vakada gen bozuklukları sorumlu tutulmuştur. Yeni çalışmalara göre bu geçiş için hiperinsülinemi ile insüline karşı direncin bulunmasının yanında, glükozun kas ve karaciğer hücrelerine girişinde de bir değişikliğin olması gereklidir. Vakaların çoğunda insülin reseptörünün fonksiyon bozukluğu sonucu ağır metabolik bozukluklar ortaya çıkar. Hiperinsülinemi sonucu deride acanthosis nigricans ve damarlarda cidar kalınlaşmaları gibi proliferatif değişikliklere rastlanır. PCO sendromunda ve hipertekosisde ayrıca ağır bir dislipoproteinemi ve fibrinoliz inhibisyonu görülür. Dislipoproteinemi, fibrinolizin inhibisyonu, hiperinsülinemi / insüline karşı direnç arterioskleroz rizikosunu arttıran faktörler olup, pankreasın salgı rezervelerinin tükenmesine yol açarak, erken safhada bir tip II diyabetin ortaya çıkmasına sebep olurlar.
Tedavide en başta kilo verme gelir. Kalorilerin azaltılması, öğünlerin bölünmesi ve karbonhidratlardan kaçınma önemlidir. Buna ilaveten hasta imkânları dahilinde ekzersiz yapmalıdır. Bu yolla kas yapımı ve gelişimi düzeltilir. Beden hareketleri sonucu kaslara giden kan miktarı artar ve ayrıca bu yolla kasa giden insülin miktarı bollaşır.

Oligo veya amenore gibi siklüs bozukluklarının olduğu durumlarda antiandrojen aktivitelere sahip gestrajenli bir tedaviye başlatılır ve bazen de östrojenler kombinasyon halinde verilir. Hiperinsülinemi ve insüline kaşı direncin görüldüğü PCO sendromunda, insüline karşı hassasiyeti (sensitivite) arttıracak preparatların verilmesi yerindedir. Bu etkiyi gösterecek Pioglitazon ve benzeri ilaçlar halen piyasaya çıkmamış olup, Acarbose veya Metformin verilebilir.

Çikolata Kisti

Rahimin içini döşeyen endometrium adı verilen zar tabakasının yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistleşmesi sonucu oluşur. Kist içi çikolata kıvamında koyu kahverengi  bir sıvı ile doludur ve bu nedenle çikolata kisti de denir. Genelde etrafa yapışıklıklar gösterir. Hastalar doktora kısırlık, ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı ve fazla miktarda adet görme şikayeti ile başvururlar.

Çikolata Kisti (Endometriyoma) Tanısı Nasıl Konur?
Endometrioma üreme çağında en sık karşılaşılan kanser olmayan over kistlerinden biridir. Tanı genellikle ultrason ile konur. Endometriomaların tipik ultrasonografik görüntüsü hiperokojenik, koyu ve yoğun içerikli  düzgün konturlu kist şeklindedir. Genellikle solid alanlar içermez. Ancak solid alanların izleniyor olması da endometrioma olasılığını kesin olarak ekarte ettirmez.Kanda tümör markırları olarak isimlendirilen ca 125, ca 199, CEA değerlerine bakmak ve değerlendirmek de gerekmektedir. Teşhis için şüpheli durumlarda dopler ultrasonografi de yardımcı olmaktadır.

Endometriomanın (Çikolata Kistinin) Tedavi Seçenekleri Nelerdir?
Endometriomaların altın standard tedavisi açık ameliyat veya  laparoskopi ile kistin  çıkartılmasıdır.Tartışmalı olan noktalar ise laparoskopi öncesinde ve veya sonrasında GnRH analog kullanımı ve laparoskopideki tedavi yöntemidir. Laparoskopi öncesinde kullanılan GnRH analoglarının endometriomaları küçülttüğüne veya cerrahiyi daha kolay hale getirdiğine dair kesin kanıt mevcut değildir ve tartışmalıdır.  Fakat bir çok merkez daha önce ilaç tedavisi vermeyi deneyebilmektedir.

Endometriyoma Kistinin  Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Endometriomaların ameliyat ile  tedavisinde kist kapsülü eksizyonu (çıkartılması), kist kapsülünün vaporizasyonu/koagülasyonu veya kistin boşaltılması(drenajı) yapılabilir. Tekrarlama  ve adezyon (yapışıklık) formasyonu yönünden bu teknikler kıyaslandığında eksizyon veya vaporizasyon/koagülasyonun drenaja oranla daha avantajlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Sadece drenaj yapılan kadınlarda tekrarlama  oranları %70 lere kadar çıktığından bu yöntem tercih edilmemelidir .Kist drenajı ve kapsül kaogülasyonu yapılan hastalarda tekrarlama  oranlarının kistek çıkartılması  ile benzer ve gebelik oranının %40 civarında olduğu gösterilmiştir .Kistektominin drenaj ve koagulasyon ile randomize olarak karşılaştırıldığı bir çalışmada ise pelvik ağrı ve fertilite sonuçları yönünden kistektomi daha üstün olarak bulunmuştur.

Kist Ameliyatının Başarısı Ve Gebe Kalmaya Yardımı Nedir?
İnfertil, kısır çiftlerde endometriomaların ameliyatını takiben kendinden gebelik oluşum oranları %40-50 ler civarındadır. Fertilite prognozunu etkileyen en önemli faktörler ise kadının yaşı, infertilite süresi ve ek infertilite faktörlerinin varlığıdır. Kistektominin drenaj ve koagülasyon/lazer vaporisazyon ile karşılaştırılmasında postoperatif gebelik oranları açısından fark olmadığı gözlenmektedir. Kadının yaşı 37 nin üzerinde ve infertilite süresi 8 yıldan fazla ise kendiliğinden gebe kalma  oranları olumsuz olarak etkilenmektedir. Endometrioma ameliyatını takiben 12 ay içinde gebe kalamayan kadınlarda in-vitro fertilizasyon yani  tüp bebek  en uygun tedavi yöntemidir.

Over Tümörleri

Sık görülen iyihuylu ( selim) over (yumurtalık) kisti - tümörleri seröz kistadenom,müsinöz kistadenom,matür teratom(dermoid kist),fibrom,tekom,brenner tümörü ve endometriomadır. Genel olarak tek taraflı, mobil, yumuşak  kapsüle kitleler olup  ultrasonda multikistik (çok odalı)görünümdedirler. Overin selim tümörleri torsiyon, basınç ve rüptüre bağlı semptomlara yol açmaları nedeni ile ve malign kitlelerden ayırd edilmeleri gerektiğinden önemlidir.

Seröz Kistadenom:
Yumurtalıkta en sık görülen tümörlerdir. En sık üreme çağındaki kadınlarda görülürler ve kendiliğinden kaybolmazlar. Çift taraflı olabilirler. %30 civarında habis bir hastalığa dönebilirler.

Yumurtalığın yüzeyini oluşturan epitel hücrelerinden köken alırlar.Tek veya birden fazla sayıda olabilirler. Berrak bir sıvı içerirler. Büyüklükleri 5-15 santimetre arasında değişir. Her iki yumurtalıkta olması durumunda habislik potansiyeli yüksektir. İçerisinde sıvı dışında solid yapıların da olması habislik potansiyelini arttırır.

Oluş nedeni tam olarak bilinmeyen seröz kistadenomlara özgü bir bulgu yoktur. Genelde yakınma yaratmaz, belirti vermez. Jinekolojik muayene esnasında yada ultrasonda tesadüfen teşhis edilir. İçerisinde kalsifikasyon olur ise röntgen filminde görülebilir. Nadiren hasta karnında yavaş gelişen bir şişlik nedeni ile jinekoloğa müracaat edebilir.

Tedavisi cerrahidir. Cerrahi esnasında eğer kist tek taraflı ise ve habis görüntüsü vermiyor ise yumurtalık bırakılıp tek taraflı alınabilir. Doğru olan operasyon esnasında alınan kistin o anda patolojik incelemeye tabi tutulması (buna frozen adı verilir) ve sonucuna göre operasyonun seyrine devam edilmesidir.

Müsinöz Kistadenom:
İyi huylu yumurtalık tümörlerinin %25 kadarı müsinöz kistadenomlardır. Çift taraflı olma olasılıkları seröz kistadenomlara göre daha düşüktür ve habaset olasılığı azdır.

Oluş mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte en çok kabul gören teori yumurtalıkların üzerini örten epitel hücrelerinin şekil değiştirerek rahim ağzının içini (serviks) döşeyen epitele dönmesi ve tıpkı rahim ağzında olduğu türde salgılamada bulunmasıdır. Başka bir teoriye göre de embriyonik dönemde bağırsakları oluşturan hücrelerin kalıntılarından köken almaktadır.

İnsanda görülen en büyük kistik yapılardır. Genelde 15-30 santimetre boyutlarında olabilirler ancak 60 santimetreye kadar büyümüş olan müsinöz kistadenomlar  mevcuttur. Kist genellikle içindeki ince zarlar ile pek çok odacığa bölünmüştür.Bu zarlara septa ismi verilir.Kistin içerisinde berrak ancak akışkan olmayan sümüğümsü bir sıvı bulunur.

Klinik olarak genelde belirti vermezler. Adet düzensizliği yaratmazlar, ancak boyutları çok büyük olduğu için karında şişlik ve bası bulguları olur. Sık idrara çıkma yada kabızlık müsinöz kistadenomlarda sık rastlanılan yakınmalardır. Çok büyük oldukları için rüptüre olma olasılıkları (patlama) yüksektir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda kist içinden yayılan sıvı karın boşluğuna yayılır ve hücreler burada da yaşamaya devam ederek salgılarını sürdürür. Karnın içi yavaş yavaş jel gibi bir sıvı ile dolar. Biolojik olarak habis olmamasına rağmen davranış olarak habis bir olay olan bu tabloya pseudomiksoma peritonei adı verilir. Karın ağrısı, bulantı, kusma ve şiddetli karın şişliği olur. Sonuçta hastada beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Kronik bir hastalıktır ve nihai tedavisi maalesef mevcut değildir.

Müsinöz kistadenomların tedavisinde tek yol cerrahidir. Üreme çağındaki kadınlarda nadiren görüldüğü için eğer tek taraflı ise sadece kistin ya da o taraftaki overin çıkartılması gerekli olurken ailesini tamamlamış ileri yaştaki kadınlarda rahim ve yumurtalıkların bir arada çıkartılması tercih edilir.


Dermoid kist (matür over teratomu):
Matür kistik teratom yani dermoid kist ise tüm over tümörlerinin %10-20'sini oluşturur. En sık görülen germ hücreli over tümörü olmasının yanısıra 20 yaşından küçük genç kızlarda en sık karşılaşılan over tümörüdür. Her yaşta görülebilmekle birlikte en sık üreme çağındaki kadınlarda görülür.Genelde tek taraflı olmakla birlikte %8-15 olguda her iki yumurtalıkta da dermoid kist bulunur.Dermoid kistin kansere dönme olasılığı son derece düşüktür,uzun dönemde kansere dönme oranı %1’dir.

Embriyonel dönemde meydana gelen olaylardan kaynaklanır.Deri ve deri ekleri olarak tanımlanan saç,kıl,kıkırdak oluşumunu sağlayan ektoderm kökenli germ hücre tümörüdür. Kitlenin içinde saç, deri, diş, kıkırdak parçaları, kemik, sinir hücreleri gibi her türlü doku görülebilir.Deride bulunan sebase salgı bezleri nedeniyle kist sıvısı koyu kıvamlı,sarı-kahverengi renkli,yağlı ve yoğun bir sıvıdır.Boyutları değişken olup birkaç santimetreden yarım metreye kadar değişebilir.

Dermoid kist genelde belirti vermez ve başka bir nedenle yapılan muayene, ultrason incelemesi, radyolojik inceleme yada ameliyatlar sırasında tesadüfen fark edilir. Olguların yaklaşık %65'inde herhangi bir yakınma yoktur.

Belirti varlığında en sık karşılaşılan yakınma karın ağrısıdır. Bunun yanı sıra karında şişkinlik ve anormal  kanama görülebilir. Daha nadir karşılaşılan yakınmalar ise idrar yada dışkılama problemleri ile sırt ağrısıdır. Dermoid kist bazı komplikasyon risklerini de beraberinde taşır. Bunlar torsiyon, rüptür ve  enfeksiyondur.Torsiyonun klinik bulgusu ağrıdır,kist büyüdükçe torsiyon olasılığı artar,%3-15 görülür.Rüptür yani kist patlaması  aniden oluşursa şiddetli karın ağrısına yol açar,kimyasal peritonit meydana gelir,tehlikelidir.

Dermoid kistin tedavisi cerrahidir. Fark edildiği anda çıkartılması uygun olur. Operasyon  açık ameliyat şeklinde yapılabilir. Ancak uygun vakalarda laparoskopik yaklaşım tercih edilmelidir. Genelde üreme çağındaki kadınlarda görüldüğünden yumurtalık dokusunun korunmasına özen gösterilmeli ve sadece kist çıkartılmalı, yumurtalık alınmamalıdır. Operasyon sırasında kist rüptüre olursa karın boşluğu dikkatlice temizlenmeli, karın içinde kist içeriğine ait materyal kalmamasına büyük özen gösterilmelidir.  Alınan materyal mutlaka patolojik incelemeye gönderilmeli ve immatür bileşenler olmadığı gösterilmelidir. Dermoid kist %4 olguda tekrarlayabilir.

Endometrioma (çikolata kisti):
Rahimin içini döşeyen endometrium adı verilen zar tabakasının yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistleşmesi sonucu oluşur. Kist içi çikolata kıvamında koyu kahverengi  bir sıvı ile doludur ve bu nedenle çikolata kisti de denir. Genelde etrafa yapışıklıklar gösterir. Hastalar doktora kısırlık, ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı ve fazla miktarda adet görme şikayeti ile başvururlar. Tedavisi endometriozis bölümünde anlatılmıştır.

Fibroma,tekoma,Brenner tümörü:
Fibroma ve tekoma sıklıkla  menapoz dönemindeki kadınlarda görülen  solid benin (iyi huylu) tümörlerdir.Bu tümörlere  nadiren asit ve plöral effuzyon(akciğer etrafı sıvı toplaması)  eşlik eder  bu duruma Meigs sendromu  adı verilir.

Brenner tümörü de cerrrahi sırasında rastlantısal olarak sıklıkla  saptanan benig solid tümörlerin bir başka tipidir.Nadir olarak  bildirilen  malign Brenner tümörleri de mevcuttur. Bu kitleler cerrahi olarak uzaklaştırılmalıdır.Fibroma , tekoma ve Brenner tümörleri  genellikle tek taraflı salpingooferektomi (yumurtalık alınması)  ile tedavi edilir.Bu tümörler  çift taraflı olabildiğinden  karşı yumurtalığın dikkatle  muayenesinin yapılması  gerekmektedir.


Facebook Twitter
Alaturka Dijital